Sağlık Biyoteknolojisi

 

Sağlık Biyoteknolojisi

A –       Uygulama Alanları ve Ürünler

Biyoteknoloji sanayisinin en büyük alt dilimi olan Sağlık Biyoteknolojisinin (kırmızı biyoteknoloji) cirosu, biyoteknoloji sanayisinin toplam cirosunun %60’ından fazlasını oluşturmaktadır(15). Sağlık biyoteknolojisi uygulamaları, tıbbın

1. önleyici,

2. tanı koyucu (diyagnostik),

3. tedavi edici (terapötik) ve

4. yenileyici (rejeneratif) işlevlerine hizmet etmektedir.

 

1-    Önleyici Tıp Alanına Yönelik Biyoteknoloji Uygulamaları ve Ürünleri

Önleyici tıp alanına yönelik biyoteknoloji uygulamalarının büyük bölümünü aşılar oluşturmaktadır. Çeşitli yöntemlerle hazırlanan aşıların büyük bölümünde şu dört yaklaşımdan biri benimsenmektedir. Bunlar:

 

– Besi ortamına ya da genetik yapıya müdahale yoluyla etkinliği azaltılmış hastalık yapıcıların (virüs ya da bakteri) kullanılması,

– Isıl ya da kimyasal etkiyle pasifleştirilmiş hastalık yapıcıların kullanılması,

– Hastalık yapıcının yeniden birleştirme (recombination) tekniğiyle değişikliğe uğratılmış bir bölümünün kullanılması,

– Pasifleştirilmiş toksinlerin ya da toksin üreten bakterilerin kullanılması olarak belirtilebilir.

 

Çoğu önleyici, bir bölümüyse tedavi edici olan aşıların araştırılması, sağlık biyoteknolojisinin en çok çalışılan uygulama alanlarından birisidir. Aşı çalışmalarının kullanıma sunulan ürünlere dönüşmesi 10- 15 yılı bulmaktadır ve bu durum sektöre yeni firmaların girişi üzerinde caydırıcı bir etki yapmaktadır. Önde gelenlerinin arasında Sanofi Avensis (Fransa), GlaxoSmithKline (İngiltere), Merck (ABD), Pfizer (ABD), ve Novartis (İsviçre)’in de bulunduğu biyofarma firmalarının 2013 yılında üzerinde yoğun çalışmakta olduğu aşı sayısının 271 olduğu bildirilmektedir (16). Bunlar arasında, örnek olarak, AIDS’in ilerlemesini geciktiren, sıtmaya karşı rekombinasyon (yeniden birleştirme) yoluyla üretilen, çocuklarda menenjitin en önemli sebebi olan meningokoka karşı geliştirilen, pankreas kanserine karşı genetik değiştirme (GD) tekniğiyle üretilen aşılar sayılabilir. 2013 yılına ilişkin veriler henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte 2013 yılı dünya aşı satışlarının 32,05 milyar doları bulduğu tahmin edilmektedir (17).

 

2-    Tanı Koyucu (Diyagnostik) Tıp Alanına Yönelik Biyoteknoloji Uygulamaları ve Ürünleri

Tanı koyma işlemiyle ilgili yaklaşımlar arasında ilk olarak geleneksel yaklaşımlardan söz edilebilir. Buna göre, tanı koyma işlemi, binlerce yıldır, deneyimli doktorların hasta öyküsünü dinlemeleri ve hasta vücudunda yaptıkları gözlemler ve incelemelerle yürütülmektedir. Vücut düzeyinde bulgu elde edilmesine dayanan bu yaklaşımda kullanılan başlıca tanı yöntemleri arasında, yaraların incelenmesi, yara içermeyen durumlarda palpasyon yapılması, vücut seslerinin dinlenmesi, cilt, kas ve iskelet sistemlerinin incelenmesi sayılabilir. Modern zamanlarda, röntgen ışınlarıyla inceleme, tomografi, MR gibi yöntemler de vücut düzeyindeki tanıda kullanılan araçların arasına girmiştir.

Tanıyla ilgili ikinci yaklaşımda, vücudun içine odaklanmak, organların işlevlerini doğru olarak yerine getirip getirmediğini ve dokuların yapılarında bir anormallik olup olmadığını anlamak hedeflenir. Organ ve doku düzeyinde tanı olarak adlandırabileceğimiz bu yaklaşımda da klinik tanı yöntemleri ve tomografi, ultrason, MR gibi yöntemler kullanılır. Ayrıca alınan doku örneklerinin mikroskobik incelenmesi de organ ve doku düzeyindeki tanının güvenilirlik düzeyini büyük ölçüde artırır.

Üçüncü tanı yaklaşımında ise tanı, moleküler düzeydeki incelemeler sonucunda konulur. Genomik bilginin birikmesi, hastalıkların moleküler temelleri hakkında bilgilenmemize yol açmıştır. Vücudumuzdaki moleküller arası ilişkiler hakkındaki bilgilerin gelişimi, artık hastalığı çok daha net tanımlamamıza olanak vermektedir: Buna göre, hastalık, bir biyolojik sistemde enformasyon akışında değişikliklerin olması durumudur(18). Bir biyolojik sistemdeki bilgi akışı değişikliklerini algılamaya uygun proteinler biyomarkör veya biyogösterge olarak anılır. Tanı araştırmasının amacı hastalığa özel proteinleri (Disease Specific protein, DSP) bulmak ve bunları hastanın vücut sıvılarında tespit edecek testleri geliştirmektir. Bu testlerle moleküler düzeyde hastalık tanısını hızlı ve isabetli bir biçimde koymak, seçilecek tedavi yöntemiyle ilgili ipuçlarına sahip olmak ve hastanın genetik yapısının olası ilaç seçeneklerine vereceği tepkiyi öngörmek amaçlanmaktadır. Biyoteknoloji temelli tanı testlerinin büyük bir bölümünü in vitro testler oluşturmaktadır. Biyoteknoloji temelli in vitro testler de iki gruba ayrılır. Bunlar:

– İmmünolojik testler (Antikorların hedef moleküle bağlanma konusundaki seçiciliğini esas alır),

– Moleküler genetik testler (Benzer gen dizilimlerinin benzer bağlanma özelliklerine sahip olduğu olgusu temelinde çalışır) olarak belirtilebilir.

Sayıları giderek artan onaylı moleküler tanı testlerinin listesi FDA tarafından sık sık güncellenerek yayımlanmaktadır (19).

Genetik yapının ilaca tepkisinin her hasta için nasıl olacağının çözümlenmesi farmakogenomik olarak anılan bir alt ilgi alanının kapsamına girmektedir. Kişiye özel tedavi kavramını gündeme getirmesi nedeniyle, farmakogenomik yaklaşımın, sağlık biyoteknolojisinde son derece ilginç gelişmelere yol açabileceği düşünülmektedir.

 

3-    Tedavi Edici (Terapötik) Tıp Alanına Yönelik Biyoteknoloji Uygulamaları ve Ürünleri

a.  Biyoilaç Uygulamaları

Sağlık Biyoteknolojisi etkinliklerinin en büyük bölümünü biyofarmasötiklerin (: biyoilaç) geliştirilmesi ve üretimi oluşturmaktadır. Biyoteknolojik yöntemlerle ilaç geliştirmeyi esas alan biyoilaç sektörünün ürettiği ilaçlar arasında, içlerinde antikorların da bulunduğu çeşitli proteinler, nükleik asitler ve etkinliği azaltılmış virüs ve bakteriler de bulunur. Protein ve nükleik asit esaslı biyoilaçlar, yaygın olarak, rekombinant DNA, rDNA, tekniğiyle yapılır. Bu teknikte, söz konusu hastalıkla mücadelede etkili olduğu bilinen bir biyomolekülü üretmeye yarayan insan geni ya da genleri, bir taşıyıcı organizmanın DNA’sına yerleştirilir, yani genetiği değiştirilmiş bir organizma (GDO) oluşturulur ve bu proteinlerin, ya da r-proteinlerin bir bölümü insan vücudundakilerle aynı yapıda olmakta, bazılarıysa farklılıklar içermekle birlikte aynı etkileri gösterebilmektedirler. Füzyon proteinleri olarak da anılan ikinci grup proteinlerin yeniden birleştirme teknolojisiyle üretimleri, üretim sonrası saflaştırma aşamalarının kolay olması ve tedaviyi daha da etkinleştirmesi nedeniyle daha fazla tercih edilmektedir (20-21). Rekombinasyon (yeniden birleştirme) tekniğiyle genetik değişikliğe uğratılan organizmalara, kısa adıyla GDO’lara, transgenik organizmalar da denir. İstenen genlerin DNA’sına yerleştirilmesinde, taşıyıcı olarak daha çok mikroorganizmalar kullanılmaktadır. Tekniğin başlangıç aşamalarında yaşanan üretim sorunlarının aşılmasıyla birlikte, genetiği değiştirilmiş ya da transgenik memeli hayvanlar aracılığıyla biyoilaç üretimi de artma eğilimine girmiştir. Benzer biçimde, genetik yapısı istenen yönde değiştirilmiş olan GD bitkiler kullanılarak da biyoilaç üretilebilmektedir. Bu yolla üretimi yapılan ve biyolojikler (: biologics) olarak da adlandırılan biyoilaçlar büyük moleküllü ilaçlardır. Genellikle protein yapısında oldukları için, sindirim yollarında parçalanacaklarından ağızdan alınmak yerine iğne ya da infüzyon yoluyla alınırlar. Çoğunlukla kimyasal sentez yoluyla üretilen küçük moleküllü ilaçlara oranla daha az yan etkiye sahip olabilmektedirler. Hedef moleküllere seçimli olarak bağlanabildikleri için etkinlikleri daha yüksektir. Ancak, büyük moleküllü oluşları, istenen hedefe doğru nüfuz edip ilerlemelerini güçleştirmektedir. Gerek sindirim yollarında parçalanmaları gerekse nüfuz etmelerinin güç olması, büyük moleküllü ilaçların geliştirme çalışmaları sırasında, özellikle vücuda verilme yöntemleri üzerinde de yoğun biçimde çalışılmasını gerektirmektedir. Öte yandan, küçük moleküllü ilaçların geliştirmesinde de, özellikle aşağıda belirtilen nedenlerle biyoteknoloji önemli roller oynamaktadır (22).

 

– Yeni tedavi yollarının belirlenmesi,

– Biyoinformatik yöntemlerinin kullanımıyla, klinik öncesi aşamada, aday ilaçların elenmesi işleminin daha etkin yapılması

– Genetik testler sayesinde, klinik denemelerin istenen hedefe yönelik olarak tasarlanabilmesi,

– Yeniden birleştirme (: recombination) ve metabolik yolak mühendisliği (metabolic pathway engineering) kullanılarak küçük moleküllü ilaç öncüllerinin (precursors) ya da ayna simetriği olmayan (chiral) biçimlerinin üretilmesi.

 

Biyoilaç sektöründeki yeni bir açılım alanı da, yeniden birleştirme teknolojisiyle üretilen protein ve özellikle de antikor yapılı biyoilaçlarla küçük moleküllü ilaçları bağlamak suretiyle küçük molekül eşleniği (small molecule conjugate) olarak adlandırılan biyoilaçların yapılmasıdır. Böylece, antikorun doğrudan hedefe ulaşma üstünlüğüyle küçük moleküllerin hücre zarlarından hızla nüfuz etme özelliklerinin birleştirilmesi hedeflenmektedir (23).

Bu yenilikçi tedavi yaklaşımlarının kanser tedavisine katkısı dikkat çekici boyuttadır. Bu katkı, özellikle kanserli dokuyu hedef alan tedavilerin geliştirilmesiyle olmaktadır. Kanserli hücrelerin çoğalması sürecinde, genellikle, sinyal yayıcı olarak davranan ve protein yapısında olan moleküller rol oynamaktadır. Kanser tedavisinde bu sinyal yayıcı molekülleri hedef alan müdahaleler tedavi etkinliğini artırmaktadır. Bu amaçla ilaçlar veya sinyal yayıcı molekülü bloke edebilen başka maddeler kullanılmaktadır. Kullanılan ilaçların büyük bölümü ya küçük moleküllü ilaçlar ya da monoklonal antikorlardır. Şimdiye kadarki çalışmalarda, hedefe giden tedavilerde benimsenen başlıca yaklaşımlar şöyle özetlenebilir (24):

 

– Bazı tedavilerde sürece özgü enzimler ve kanserli hücrelerin çoğalmasında etkili olan büyüme faktörü reseptörleri bloke edilmektedir. Bu ilaçlara sinyal iletim inhibitörleri de denmektedir. Halen kullanımda bulunan hedefe yönelik kanser ilaçlarının çoğunluğu bu sınıfa girer.

– Diğer bazı tedaviler genlerin etkinleşmesini ve diğer hücre fonksiyonlarını düzenleyen proteinlerin işlevlerini değişikliğe uğratır.

– Hedefe yönelik çalışan tedavilerin bazılarıysa kanser hücrelerinin programlı bir şekilde ölümüne yol açar (apoptosis).

– Hedefe yönelik tedavilerin diğer bir grubundaysa tümörü besleyen kan damarları bloke edilmektedir (angiogenesis). Böylece, tümörün büyümesinin durdurulması istenmektedir.

– Yine bir başka grup hedefe yönelik tedaviyle de bağışıklık sisteminin kanserli hücreleri tahrip etmesine yardım etmek amaçlanmaktadır.

– Bir diğer yaklaşımdaysa, monoklonal antikorlar, özel olarak kanserli hücrelere toksik molekülleri taşırlar.

– Belirli kanser hücrelerinin büyümesine müdahale ettikleri için kanser aşıları ve kansere yönelik gen tedavileri de hedefe yönelik tedaviler olarak değerlendirilmektedir.

 

Hedefe yönelik tedaviler kanserle mücadelede önemli başarılar elde edilmesine katkıda bulunmuşlardır (Şekil)(25). Ancak, bazı kanserli hücrelerin zaman içinde hedefe yönelik tedaviye karşı direnç geliştirmeleri, bu yaklaşımdan sağlanan yararın sınırlı kalmasına yol açmaktadır. Bu durumda, aynı kansere yönelik geliştirilen farklı ilaçların dönüşümlü kullanılması ya da geleneksel tedaviyle hedefe yönelik tedavinin birlikte uygulanması tercih edilmektedir.

 

 

İlaç geliştirme ve onay süreçlerinin en fazla zaman ve maliyet tüketen aşamalarını klinik denemelerden önceki ar-ge adımları ile 3. Evre klinik denemeler oluşturmaktadır. Ar-ge adımlarındaki hızın artırılması, üzerinde yoğunlaşılan konulardan biri olmuştur. Bu amaçla, Rasyonel İlaç Tasarımı (Rational Drug Design) olarak adlandırılan yaklaşım geliştirilmiştir. Rasyonel ilaç tasarımının arkasındaki mantık şöyle özetlenebilir. Bir ilacın hastalık tedavisindeki işlevi, genellikle hastalık sürecinde etkili olan bir biyomolekülü etkin hale geçirmesi ya da inhibe etmesiyle gerçekleşir. Dolayısıyla, süreçte etkili biyomoleküller belirlenip, hangi moleküler yapıların bunlara bağlanarak aktive ya da inhibe olmalarını sağlayabileceği, biyoinformatik disiplininden ve bilgisayar modellemesinden yararlanılarak belirlenebilir. Özellikle küçük moleküllü ilaçların tasarımında kullanılan bu yaklaşımla birkaç yıl süren araştırmalar haftalar temelindeki sürelerde tamamlanabilmektedir. Yine biyoteknolojik yöntemler kullanılarak hızlı biçimde ve düşük maliyetlerle yaratılan veri kütüphanelerinin de devreye alınmasıyla oluşturulan Birleşik Tasarım (Combinatorial Design) yaklaşımı araştırma hız ve maliyetini daha da olumlu yönde etkilemektedir. Rasyonel İlaç Tasarımı yaklaşımıyla ilgili ayrıntılı değerlendirmeler çeşitli kaynaklarda bulunabilmektedir (26-27).

 

b. Gen Tedavisi ve Genetik Mühendisliği Uygulamaları

Genlerde hastalıklara yol açan kusurlu bölgelerin belirlenmesi ve düzeltilmesiyle ilgilenen gen tedavisi gerek doğuştan gelen gerekse mutasyonlar yoluyla oluşmuş genetik kusurlara sahip hastaların tedavisinde umut verici seçenekler sunmaktadır. Gen tedavisinde benimsenen başlıca yaklaşımlar şöyle özetlenebilir:

 

– Normal bir gen, fonksiyonel olmayan bir genle değiştirilmek üzere genom içindeki uygun bir bölgeye yerleştirilebilir. Virüsler ya da çıplak DNA aracılığıyla yapılan bu yerleştirme yöntemi, gen tedavisinde en yaygın uygulanan yöntemdir. Virüs aracılığıyla normal gen yerleştirme işleminin akım şeması şekilde verilmiştir (28).

– Aynı tür içinde yeniden birleştirme (homologous recombination) yoluyla, normal olmayan bir gen normal genle değiştirilebilir.

– Ters yönde mutasyonlar planlanıp gerçekleştirilerek anormal gen onarılabilir.

– Belirli bir genin aktif ve pasif olma durumu (gene regulation) değiştirilebilir.

 

 

Halen deneysel düzeydeki bir alan olmasına karşın, gen tedavisiyle, kistik fibrozis, diyabet, AIDS, hepatit, melanoma, Alzheimer ve Parkinson Hastalığı gibi hastalıklarda başarılı tedaviler geliştirilebilmiştir. Gen tedavisinin kök hücrelerin kullanımıyla yapılması bu alana önemli zenginlikler getirme potansiyeline sahiptir. Kalıtsal körlük, kanser ve kalp-damar hastalıklarına gen tedavisi uygulanması için yoğun çalışmalar sürmektedir(29). Buna karşılık gen tedavisi yaklaşımının bazı zayıf yanlarından da söz etmek gerekir. Öncelikli zayıf yanı, etkisinin kısa süreli olması ve bu nedenle olumlu etkiyi koruyabilmek için tedavinin aralıklarla ömür boyu sürdürülmesinin gerekmesidir. Pahalı bir tedavi olması bu durumu daha da güçleştirmektedir. İkinci olarak, tedavi edici genlerin virüs aracılığıyla hasta vücuduna aktarılması durumunda, hasta virüse karşı bağışıklık tepkisi göstermekte ve bu da tedavinin tekrarlanmasında sorun yaratabilmektedir. Üçüncü olarak da, hastaya enjekte edilen genlerin hedeflenen hücrelere ya da hücre içindeki hedef alınan DNA kısımlarına ulaşmasında sorunlar yaşanabilmektedir.

Genetik mühendisliği, biyoteknolojik yöntemler kullanıp bir canlının genomunda değişiklikler yaparak yararlar elde etmek olarak tanımlanabilir. Rekombinant DNA’lar oluşturmak, bu DNA’larla GDO’lar oluşturmak ve klonlama yapmak bu amaçla kullanılan başlıca tekniklerdir. Bir önceki kısımda, insan genleri yerleştirilerek, genetiği değiştirilmiş organizmalar aracılığıyla çeşitli biyoilaçların üretilebildiğine değinilmişti. Benzer yöntemlerle, genetiği değiştirilmiş organizmalar kullanılarak, bu organizmalarda insan dokularının ve organlarının geliştirilmesini sağlamak ve bunları tedavi ve nakil amacıyla kullanmak da mümkündür. Genetik mühendisliği, sağlık biyoteknolojisi amacıyla olduğu gibi tarımsal ve sınai biyoteknoloji amaçlarıyla da uygulanmaktadır. Genetik mühendisliğiyle, GD hayvanlarda insan organlarının ve GD bitkiler aracılığıyla daha verimli, daha dayanıklı gıdaların üretilmesi, halen hem bir ahlaki tartışma konusu olmaya devam etmekte, hem de ülkeden ülkeye değişen yasal sınırlamalarla karşılaşmaktadır. Genetik mühendisliği tekniklerinden bir diğeri olan klonlama da bir yandan tıbbi açıdan taşıdığı potansiyeller, bir yandan da bu konuya getirilen ahlaki ve yasal sınırlamalar nedeniyle sıcak bir konu olmaya devam etmektedir. Bu durum moleküler düzeydeki klonlama uygulamalarında söz konusu değildir. Benzer biçimde, kök hücrelerin ve tek hücreli canlıların klonlanması konusunun da tartışma dışı kaldığı söylenebilir. Ancak, embriyonik kök hücrelerin ve çok hücreli organizmaların klonlanması, ahlaki ve yasal açılardan yoğun olarak tartışılmaktadır. İnsanların klonlanması ise tüm ülkelerde yasaktır. Embriyonik kök hücrelerin ve çok hücreli organizmaların klonlanmasıyla ilgili güncel tartışmaları çeşitli kaynaklardan izlemek mümkündür (30).

 

4-    Yenileyici (Rejeneratif) Tıp Alanına Yönelik Biyoteknoloji Uygulamaları ve Ürünleri

Tedavi yoluyla iyileştirilemeyen sağlık sorunlarıyla ilgili diğer seçenek yenileyici tıp (regenerative medicine) uygulamasıdır. Bu alandaki temel yaklaşım, yaşlanma, yıpranma veya hasarlanma nedeniyle işlev kaybına uğrayan doku yada organların vücuttaki onarım mekanizmaları etkinleştirilerek iyileştirilmesidir. Hijyenin sağlanmasında ve çeşitli hastalık tedavilerinde sağlanan iyileştirmeler sonucu insan ömrü uzamaktadır. Bununla birlikte, genetik ve moleküler biyoloji çalışmaları, yaşlanmaya yol açan süreçleri aydınlatan buluşlara da yol açmaktadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde halkın yüksek ilgisinin de etkisiyle, yaşlanma geciktirici etkiye sahip olduğu öne sürülen pek çok madde piyasaya sürülmektedir. Antioksidanların, kalori kısıtlayıcı yaklaşımların ve hormonların başını çektiği bu maddeler genellikle gözardı edilemeyecek bilimsel desteklerle kullanıma sunulmaktadır. Ancak, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’ne bağlı Ulusal Yaşlanma Enstitüsü, günümüz itibarıyla, yarar ve zarar bilançoları netlikle belirlenmemiş olduğu için, yaşlanma önleyici olarak satılan maddelere kuşkucu bir biçimde yaklaşmayı sürdürmekte ve yaşlanmayı önleme (anti-aging) amacıyla kullanılmalarını önermemektedir (31).

Yenileyici tıp alanına yönelik diğer bir yaklaşım da, yaşlanmış, yıpranmış ya da hasarlanmış doku ve organların nakil (transplantation) yoluyla yenilenmesi ya da yapay doku ve organ desteği sağlanmasıdır. Bu seçeneklerden birincisi, retina, cilt, ilik, böbrek, karaciğer, kalp başta olmak üzere çeşitli organ ve doku nakilleriyle sürdürülen çok yoğun bir etkinlik alanıdır. Yapay doku ve organ yapımı ise, biyomedikal disiplininin de rol oynadığı yoğun çalışılan ve umut verici olan bir başka etkinlik alanıdır.

 

 

 

 

 

KAYNAK:

Mustafa TUNÇGENÇ. 2014. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası. İzmir

15-Biotechnology Market by Application (Biopharmacy, Bioservices, Bioagri, Bioindustrial), by Technology (Fermentation, Tissue Regeneration, PCR, Nanobiotechnology, DNA Sequencing & Others) – Global Industry Analysis, Size, Share, Growth, Trends and Forecast, 2010 – 2017”, Transparency Market Research , 2013, s:14

16- Medicines in Development for Vaccines-2013”, PhRMA, the Pharmaceutical Research and Manufacturers of America, 2013, http://www.phrma.org/sites/default/files/pdf/Vaccines_2013.pdf, erişim tarihi: 09.01.2013

17-http://www.marketsandmarkets.com/Market-Reports/vaccine-technologies-market-1155.html?gclid=COLnyK2g8bsCFYNf3godQkMAQg

18- Brüggemeier, M, “Biotechnology -New Directions in Medicine”, Roche, Basel, 2008, s: 48,49, http://www.roche.com/biotechnology_new_directions_in_medicine .pdf , erişim tarihi: 19.09.2013

19- FDA Approved/Cleared Molecular Diagnostic Tests, http://www.amp.org/FDATable/ , erişim tarihi: 22.09.2013

20-Amersham Pharmacia Biotech, “The Recombinant Protein Handbook”, 2000, http://www.biology.sjsu.edu/facilities/proteinLab/Forms/ProteinPurificationandAnalysis_PDFS/recombinant_protein_handbook.pdf , erişim tarihi:19.09.2013

21-Fusion Protein, Wikipedia the Free Encyclopedia http://en.wikipedia.org/wiki/Fusion_protein, erişim tarihi: 20.09.2013

22-OECD, Biobusiness to 2030, OECD Publishing, Paris, 2009,  s:63 http://www.postdoctorat.ro/Documente/Biblioteca%20virtuala/Strategii%20BIOECONOMIE/06%20The%20Bioeconomy%20to%202030_OCDE.pdf

23-Brüggemeier, M, “Biotechnology -New Directions in Medicine”, Roche, Basel, 2008, s: 48,49, http://www.roche.com/biotechnology_new_directions_in_medicine .pdf , erişim tarihi:19.09.2013

24-National Cancer Institue Fact Sheet: Targeted Cancer Therapies, http://www.cancer.gov/cancertopics/factsheet/Therapy/targeted ,erişim tarihi 23.09.2013

25-Biotechnology Industry Organization (BIO), “Healing, Fueling, Feeding: How Biotechnology Is Enriching Your Life”, http://www.bio.org/sites/default/files/ValueofBiotech.pdf , erişim tarihi: 23.09.2013

26- S et al, “Rational Drug Design”, J Pharmacology, 625 (2009), s:90-100, http://www.udel.edu/chem/bahnson/chem645/Rational_drug_design_Abhijit.pdf , erişim tarihi: 18.09.2013

27- Sherman, W, “Rational Approaches to Improving Selectivity in Drug Design”, CHI Structure-Based Drug Design Conference, Spring, 2012, http://gate250.com/Sherman_Woody.pdf , erişim tarihi: 18.09.2013

28-29-Patil, PM et al, “Review Article on Gene Therapy”, International Journal of Genetics, Vol. 4, Issue 1, 2012, s:74, http://www.bioinfopublication.org/files/articles/4_1_2_IJG.pdf , erişim tarihi: 22.09.2013

30-“Ethics of Stem Cell and Cloning Research”, http://www.practicalethics.ox.ac.uk/__data/assets/pdf_file/0019/28153/ethics_stemcell_cloningresearch.pdf, erişim tarihi: 23.09.2013

31-National Institue on Aging, “Can we Prevent Aging?”, http://www.nia.nih.gov/health/publication/can-we-prevent-aging , son güncellenme tarihi: 26.06.2013,

erişim tarihi: 23.09.2013

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://www.biyolojidersim.com/saglik-biyoteknolojisi/

Görüş ve eleştirilerinize en kısa zamanda cevap verilecektir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.