ATATÜRK İLKELERİ HALKÇILIK

 

ATATÜRK İLKELERİ

HALKÇILIK

Bu ilke toplumun isçi-köylü ve seçkin kesimleri arasındaki farklılığı ortadan kaldırmak için tüm halkı eğitmeye, yetiştirmeye ve uzlaştırmaya yönelik bir ilkedir. Halk, Osmanlı imparatorluğunda seçkin ve olağan sınıf olarak ikiye ayrılmaktaydı.

Kurtuluş Savaşı’ndan başlamak üzere tüm halk hiçbir ayrıcalık gözetilmeksizin seferber edilerek, demokratik bir anlayışla herkesi eşit bir zemine oturtarak halkçılık ilkesi ortaya konmuştur. Öte yandan halkçılık ilkesi, toplumsal eşitliği temel almıştır.

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında en önemli etken o zamanlarda tohumları atılan halkçılık ilkesidir. Her ne kadar bazıları Kurtuluş Savaşı’nın bir halk hareketi olmadığını söylese de bu gerçeği değiştirmemektedir.

Mustafa Kemal’in demokrasi anlayışı, kemalizmin en önemli ilkelerinden olan ”halkçılık”tan soyutlanamaz. Atatürk başlangıçta halkçılığı şu şekilde tanımlıyordu: ”Bugünkü varlığımızın asil niteliği milletin genel eğilimlerini ispat etmiştir. O da halkçılıktır, halk hükümetidir, hükümetlerin halkın eline geçmesidir.” Ama zamanla bu ilkenin de içeriği gelişti ve Halk Partisi’nin programlarında üç öğeyi içermeye başladı: Siyasal demokrasi, yasalar önünde eşitlik, sınıf çatışmalarının kabul edilmemesi ve toplumun dayanışma içerisinde gelişmesi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde girişilen reformlar hep devleti kurtarmak amacına dönüktü. Oysa Mustafa Kemal, halka güç kazandırmadan, halka dayanıp onun yaratıcı gücünden yararlanmadan çağdaş bir topluma ulaşılamayacağının bilincindeydi. 1922’de Meclis kürsüsünden şunları söylüyordu: ”Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür… Diyebilirim ki, bugünkü yıkım ve yoksulluğun biricik nedeni bu gerçeğin gafili bulunmuş olmamızdır. Gerçekten, yedi yüz yıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerine göndererek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi yüz yıldan beri emeklerini ellerinden alıp savurduğumuz ve buna karşılık her zaman aşağılama ve alçatma ile karşılık verdiğimiz ve bunca özveri ve bağışlarına karşı iyilikbilmezlik, küstahlık, zorbalıkla uşak durumuna indirmek istediğimiz bu soylu sahibin önünde büyük utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım.”

Mustafa Kemal, yine Kurtuluş Savaşı yıllarında Meclis önünde yaptığı bir konuşmada, halkçılığın toplumsal ekonomik içeriğini şöyle açıklıyordu: ”Toplumsal uğraş yönünden düşündüğümüz zaman, biz yaşamını, bağımsızlığını kurtarmak için çalışan kimseleriz, zavallı bir halkız! Kendimizi bilelim. Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya zorunlu olan bir halkız! Bundan ötürü her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalışmakla bir halkı elde ederiz. Yoksa arka üstü yatmak ve yaşamını çalışmaktan uzak geçirmek isteyen kişilerin bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur. O halde söyleyiniz baylar! Halkçılık toplumsal düzenini emeğine, hukukuna dayatmak isteyen bir toplumsal uğraştır.”

Kemalizm, seçkinciliğe karşı bir ideolojidir. Halkçılık ilkesinden kareketle yapılan birçok reform, Osmanlı geleneğinin ürünü olan seçkin halk ikilemini aşmaya yöneliktir. Bu amaçla girişilen en önemli atılımlardan birisi, ”Türk dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak” amacıyla gerçekleştirilen ”dil devrimi”, yani dilde arılaştırma çalışmalarıdır. Sadece seçkinlerin anladığı Arapça-Farsça yüklü Osmanlıca terkedilmiş, türetme ile zenginleştirilmiş Türkçe yazın ve bilim dili olmaya bağlamıştır. Aslında öğrenilmesi güç olan eski yazının yerine latin alfabesinin kabulü, halkın eğitimini kolaylaştırmak amacını da taşımıştır.

Kemalist halkçılık, ”ayrıcalıksız, sınıfsız” bir toplum öngörüyordu. Fakat bu, toplumsal sınıfları kaldırmayı amaçlayan marksist anlayışı yansıtmıyordu. Kurtuluş Savaşı Türkiye’sinde marksist anlamda bir ”egemen sınıf” ve isçi sınıfı bulunmadığı varsayımdan hareket etmekteydi. Öyleyse varolmayan bir sınıf çatışması ve ayrıcalıklı toplum kesimleri yaratılmamalıydı. Ekonomik gelişmeyi sağlamak için toplumdaki tüm olanaklar değerlendirilmeye çalışılırken bu beklentiye ters düsen bir durumun doğması, kemalizmin, Suna Kili’nin vurgulamaya özen gösterdiği bir temel özelliğinin gözden kaçmasına neden olmamalıdır: ”Atatürkçülük, herhangi bir sınıfın egemenliğini reddeden, ilimli bir toplumculuğu öngören, her türlü sömürüye karşı bir dünya görüşüdür. Atatürkçü halkçılık, yönetimde, siyasalda, kalkınmada, gelirlerin dağılımında, devlet ve ulus olanaklarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaçlar.”

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://www.biyolojidersim.com/ataturk-ilkeleri-halkcilik/

Görüş ve eleştirilerinize en kısa zamanda cevap verilecektir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.