KALP 4-Kalp Atışını Etkileyen Faktörler

KALP ATIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

a-    Kalbin Çalışmasını Hızlandıran Faktörler

1-    Omurilik soğanına ait Sempatik sinirler kalp atışını hızlandırır.

2-    Adrenalin (epinefrin) ve Tiroksin hormonu gibi hormonlar kalp atışını hızlandırır.

3-    Ruhsal gerginlikler, heyecan, korku, stres vb. durumlarda adrenalin miktarında artış meydana geldiği için kalp atışı hızlanır.

4-    Kandaki CO2 miktarının artması kanın pH’ını düşürür. Bunun sonucunda kanın asitliği artar. Kandaki bu değişiklik omurilik soğanı tarafından algılanır ve kalp atışı hızlanır.

5-    Vücut sıcaklığının artışı Sinoatriyal düğümü (SA) uyarır ve kalp atışı hızlanır. Ateşli hastalıklarda kalp atışının hızlanması bu nedendendir.

6-    Kafein, çay ve nikotin gibi bazı kimyasal maddeler kalp atışını hızlandırır.

 

b-   Kalbin Çalışmasını Yavaşlatan Faktörler

1-    Parasempatik sisteme ait vagus sinirleri kalp atışını yavaşlatır.

2-    Asetilkolin ve noradrenalin (norepinefrin) hormonları kalp atışını yavaşlatır.

 

NOT   :

1.         Kalbi hızlandıran ve yavaşlatma merkezi ayrıca hipotalamus tarafından da kontrol edilir.

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://www.biyolojidersim.com/kalp-4-kalp-atisini-etkileyen-faktorler/

Yorumu formunu geç

  1. çok iyi

    1. Teşekkür ederim.

    • Ata Berk ÇAKMAK on 20 Eylül 2020 at 07:53
    • Cevapla

    Oksijen seviyesinin artması kalp atış hızını artıran yada azaltan bir faktör mü

    1. Yukarılarda oksijen farklı mı?

      Yukarılara doğru çıktıkça üzerimizde bulunan hava miktarı ve dolayısıyla ağırlığı (basıncı) azalıyor ve bununla birlikte de yoğunluğu azalıyor, hava daha gevşek, yani daha “ince” hale geliyor. Aynı zamanda hava yoğunluğunun azalmasıyla sıcaklık da azalıyor. Öyle ki her 150 metrede bir sıcaklık 1 derece santigrat azalıyor. Tabii bizi ilgilendiren, bizim için hayati öneme sahip olan oksijenin durumu. Oksijen havada %21 oranında bulunur. Yükseklikle birlikte oksijenin bu yüzdesi değişmez, fakat hava “inceldiği” için basıncı düşer, böylece belli bir hacimdeki oksijen molekül sayısı azalır ve böylece yükseklikle orantılı olarak solunan havadaki oksijen azalır.

      Yükseklikte yaşanan bütün problemler işte bu oksijen azlığı ile ilgilidir. Belli yüksekliklere belli sürelerde çıkılırsa yani organizmamıza uyum sağlanması için yeterli süre verilirse (aklimatizasyon) belli bir yüksekliğe kadar sorun çıkmayabilir. Ancak bu da belli bir yüksekliğe kadardır. 1500 metreye kadar çoğu insanda bir şikayet olmaz. Fakat bu yükseklikten sonra hareketle çabuk yorulmalar başlar. 2000 metreden sonra oksijen seviyesi deniz seviyesinin %79’una iner. Nefes ve kalp atım sayısı hızlanır. 2500 metreden sonra sorunlar artar. Vücut alıştırılmazsa “ani gelişen dağ hastalığı” başlayabilir. 3000 metreden sonra normalin 2 katı sıklıkta nefes alınmaya başlanır. Uyum sağlamamış (aklimatize olmamış) kişilerde aşağıda belirttiğim ciddi tablolar gelişebilir ve bunlar ölümcül olabilir. Dağcılık sporu ile uğraşan birçok kişi, bu yüksekliğe veya daha üzerine çıkar. Gebe kadınların, çocukların ve akciğer ve kalp hastası olanların bu yükseklik üzerine çıkmamaları uygun olur. 4000 metrenin üzerinde deneyimli dağcılar bile zorlanır. 3500 – 5500 metre civarında çok iyi alıştırılırsa insan bir kaç hafta yaşayabilir. Ama normal egzersiz yapamaz. Bu yükseklikte oksijen, deniz seviyesinin %50’si kadardır. 5500 metrenin üzeri ise ölüm bölgesi olarak isimlendirilir. Oksijen maskeleri ile bile uzun süre yaşam mümkün değildir. 7000 metrenin üzerine ise insanın alışması mümkün değildir. Bu yükseklikte sıcaklık, deniz seviyesine göre 50 derece santigrat daha düşüktür. Bu yüksekliklerde insan çok kısa sürelerde ve oksijen soluyarak kalabilir. 9000 metre üzerinde ise yaşam mümkün değildir.

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
%d blogcu bunu beğendi: