EVRİMİN DELİLLERİ 2- Fosil kayıtları

Beğeni ve paylaşım yapabilirsiniz.
  • 6
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    6
    Shares

 

EVRİMİN DELİLLERİ

2-    Fosil kayıtları

Genel olarak kullanıldığı anlamda fosil, çok önce yaşamış bir canlının günümüzdeki tanınabilir fiziksel kanıtıdır. Yeryüzündeki hayatın uzun hikayesinin bu şekildeki fiziksel kanıtları, fosilleşmiş iskeletler, kabuklar, yapraklar, tohumlar ve canlıların bıraktıkları izlerdir. Fosil olacak bir organizma veya bunun vücut kısımları çürümeden önce gömülmelidir. Ayrıca organizmanın gömüldüğü kayaç tabakaları da uzun zamanlar boyunca bozulmamalıdır.

Organizmaların hepsinin fosilleşme imkanları aynı değildir. Mesela sert kabuklu veya iskeletli organizmaların fosilleri bol miktarda bulunurken deniz anaları gibi yumuşak ve iskeleti olmayan canlıların fosilleri ise çok azdır veya hiç yoktur. Deniz tabanları, sel baskınlarına uğrayan alçak araziler, bataklıklar, mağaralar, katran çukurları fosilleşmenin kolayca gerçekleştiği yerlerdir.

Fosillerin ekserisi ne yazık ki parçalanmıştır ve eksiktir. Genellikle ezilmiş ve deforme olmuştur. Ichthyosaur ve yarasa gibi bazı canlıların, bitkilerin bazılarının fosilleri eksiksiz olarak bulunmuştur. Böyle mükemmel fosil örnekleri geçmişteki canlıların yapısı ve fonksiyonları konusunda bizlere çok şey öğretmektedir.

Günümüzden 600 milyon yıl kadar geriye giden 250.000 kadar türün fosili bulunmuştur. On milyonlarca canlı türünün geçmişte yaşamış ve yok olmuş olduğu göz önünde tutulursa bu sayı çok az gibi görünür. Ancak hiç yoktan iyidir. Bunun yanında bazı canlıların soylarını ortaya koyan fosil kayıtları ise oldukça belirgindir. Bu durum özellikle sürekli şekilde sedimantasyonun olduğu sığ denizlerde yaşayan canlılarda çok fazla görülmektedir. Fosillerden anlaşıldığına göre bu çevrelerde yaşamış kabuklu canlıların tür sayısı, günümüzde benzer bir çevrede yaşayan böyle türlerin sayısına yakındır.

Fosil kayıtlarının eksiksiz oluşu organizmanın cinsine, yaşamış olduğu çevreye ve fosilleşmeden sonraki olaylara bağlıdır.

Fosillerin yaşının belirlenmesinde içinde bulundukları sediment tabakaların yaşından faydalanılır. Jeologlar 19. yüzyılın ortalarında yer küresinin sediment kayalarının haritasını yapmağa başladıklarında belli bazı fosillerin dünyanın her tarafındaki aynı tip tabakalarda bulunduğunu gördüler. Sediment kayalar, sürekli bir erozyonun ve mikroskobik deniz canlılarının artıklarının oluşturduğu tabakalardır. En derin kayaç tabakasının en önce oluştuğunu düşünmek mantıklıdır. Yeryüzüne en yakın olan tabaka ise en son oluşmuştur. Fosillerin bu tabakalara uygun şekilde bir katmanlık durumu göstermesi, geçmişten günümüze biyolojik olayların oluş sırası konusunda gerçeği yansıtan bir fikir vereceği şüphesizdir (bakınız Şekil 1).

Yeryüzü tarihi başlıca dört büyük jeolojik çağa ayrılır. Bu çağların ayrılmasında temel ölçü fosil kayıtlarında görülen dört “ani ve keskin” geçiştir. En eski fosiller Proterozoikte bulunmuştur. Bunu Paleozoik, Mezozoik ve modern çağ olan Senozoik izler.

Bu dört çağın birbirlerinden ayrılmasını sağlayan dört büyük “kitlesel yok oluş” gerçekleşmiştir. Bu yok oluşlarda başlıca organizma grupları birden yeryüzünden silinmiş ve yok olmuşlardır.

Çağlar arasında geçen zaman süreleri günümüzde radyoizotop metodu ile belirlenmektedir. Proterozoik-paleozoik sınırından geriye doğru geçen zaman süresi çok uzun olduğundan proterozoik alt bölümlere ayrılmış ve ilk yarısına Arkean adı verilmiştir. Arkean ve Proterozoik ikisi birlikte Prekambriyen olarak adlandırılır.

Fosillerin birbirini izleyen süksesyonlarının incelenmesi sonucu elde edilen verilerin, hayat ağacının başlıca dallarının nasıl geliştiğini gösteren diğer delillerle uyum içinde olduğu görülmektedir.

Mesela biyokimya, moleküler biyoloji ve hücre biyolojisinden elde edilen kanıtlar prokaryotların bütün canlıların atası olduğunu göstermektedir. Fosil kayıtlarına bakıldığında ise gerçekten bakterilerin diğer canlıların fosillerinden daha eski olduğu ve en eski fosillerin bakterilerinki olduğu görülür.

Diğer bir örnek vertabralı (omurgalı) hayvanların başlıca sınıflarının fosil kayıtlarındaki sıralanış şeklidir. Fosil balıklar diğer bütün vertabralılardan önce gelir. Bunları amfibiler, reptiller, memeliler ve kuşlar izler. Bu sıra diğer bilim dallarından elde edilen ve vertabratanın gelişim tarihini gösteren bütün delillerle uygunluk göstermektedir.

“Bütün canlılar aynı zamanda ve bir yerde yaratılmıştır” şeklindeki bir görüş doğru olsaydı bütün vertabralı sınıflarının fosil kayıtlarında aynı çağa ait kaya tabakaları arasında bulunması gerekirdi.

Evrim görüşü doğruysa fosil kayıtlarında canlı formların birbirlerine geçişlerini gösteren ara formlar ile ilgili fosillerin bulunması gerekir. Gerçekten paleontologlar modern türler ile daha eski formları arasında bağlantıyı sağlayan çok sayıda geçiş formu fosilleri bulmuşlardır. Mesela reptillerden (sürüngenlerden) memelilere geçişleri gösteren kafatası şekli ve büyüklüğü ile ilgili bir seri ara form fosili vardır. Son yıllarda deniz memelileri olan balinaların karada yaşamış ataları ile bağlantısını sağlayan fosiller bulunmuştur Paleontologlar Mısır ve Pakistan’da buldukları bu fosillerde balinaların arka bacaklarının olduğu görülmektedir. Burada bulunan fosilller jeolojik çağlarda yaşamış balinalardan biri olan Basilosaurus’un bacak kemikleridir. Bu balinalar suda yaşayan ve bacaklarını kullanma ihtiyacında olmayan hayvanlardı.

Ancak bütün canlı formları arasında her zaman geçişleri gösteren düzgün fosil kayıtları yoktur. Önceleri bu fosillerin bulunabileceği ümidi olmasına rağmen daha sonra bunların gerçekten olmadıkları anlaşılmıştır. Bu durumu açıklamak için evrimle ilgilenen biyologlar bazı yeni formların çok hızlı değişimlerle “birden” ortaya çıkmış olabileceğini kabul etmektedirler. Buna dayanarak da tür oluşumu için punctuational model (kesikli model) adı verilen bir teori geliştirilmiştir. Bu teori birçok gözlemle desteklenmektedir. Mesela çok yakın türler arasında ara formlar yoktur. Aynı zamanda günümüzde yaşayan çoğu türler de birbirlerinden çok belirgin şekilde ayrılmıştır ve aralarında “morfolojik aralıklar” vardır. Mesela aslanlarla kaplanlar arasında oselotlar (Felis pardalis) ve pumalar arasında ve kedigillerin diğer türleri arasında ara formlar yoktur.


Beğeni ve paylaşım yapabilirsiniz.
  • 6
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    6
    Shares
  • 6
    Shares

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.biyolojidersim.com/evrimin-delilleri-2-fosil-kayitlari/

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
%d blogcu bunu beğendi: