DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMLARI

DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMLARI

Temsilcileri Locke, Pavlov, Watson, Skinler Thorndike, Guthrie ve Hulldır.

Psikolojiyi pozitivist akımın etkisinde kalarak deney ve gözleme dayalı bir hale getirmek için çaba harcamışlardır. Bu nedenle yaptıkları bilimsel deneyler ile davranışçı kuramcılar yirminci yüzyılın başlarında psikolojinin ve dolayısıyla öğrenme çalışmalarının bilimsel bir zemine oturtulmasında önemli bir rol oynamışlardır. Bu çerçevede öğrenmeyi organizmanın uyarıcı tepki bağı ile oluşan gözlenebilen ve ölçülebilen yaşantı ürünü olan davranış değişiklikleri olarak tanımlamaktadırlar. Davranışçılara göre organizmaya yönelen her uyarıcı bir tepkiye karşılık gelir. Bu yüzden onlara U-T psikologları denilmektedir.

A –    Davranışçı Kuramların Temel İlkeleri

1-         Psikoloji pozitif bir bilim olarak ancak gözlenip ölçülebilen davranışları inceler. Ruh ve bilinç gibi soyut ve gözlenemeyen kavramlar psikolojinin konusu olamaz. Çünkü duygular ve düşünce gibi özelliklerin doğrudan ölçülmesi zordur.

2-         Davranışçı kuramın öncülerinden Locke’ye göre insan beyni doğuştan boş bir levha (tabularasa) gibidir. İnsan beyninde olan her şeyi sonradan deneyim ve yaşantıları ile öğrenerek kazanmaktadır. Bu düşünce aslında ünlü filozof Sokrates’in ‘doğru bilgi insan aklında doğuştan vardır’ felsefi anlayışının tersidir.

3-         Bütün canlıların insan ve hayvanların öğrenmesi birbirine benzer. Çünkü her ikisi de basit bir kural olan uyarıcı tepki bağı kurarak öğrenme yaparlar. Bu nedenle hayvanlar üzerinde çeşitli öğrenme deneyleri yaparak insanlar üzerine genellemeye çalışmışlardır.

4-         Önemli olan bireyin ne düşündüğü, zihninde olan değil, ne yaptığı yani gözlenebilen davranışlarıdır.

5-         Öğrenme organizmada uyarıcı tepki bağı ile koşullanma yolu ile oluşan, gözlenebilen ve ölçülebilen, yaşantı ürünü olan davranış değişiklikleri olarak tanımlamaktadırlar. Öğrenmeyi içsel, bilişsel süreçlerden çok gözlenebilen davranış değişikliği olarak ele almaktadırlar. Bu nedenle öğrenme gözlenebilir davranışa dönüşmüş ise öğrenilmiş kabul edilir, aksi durumda öğrenilmemiş demektir.

6-         Öğrenmede uyarıcı –tepki bağı kadar tekrar, pekiştirme, güdülenim, aktif katlım, çevre ve yaşantılar çok etkilidir.

7-         Organizma ve davranışları üzerinde ÇEVRE etkisini aşırı önemsemektedirler. Hatta onlara göre organizma, birey çevreden gelen uyarıcılara tepki veren pasif bir varlıktır. Bu uyarıcılar bireyi şekillendirmektedir. Bu açıdan davranışçı kuramlara göre bireyi sıvıya benzetmek çok yanlış olmasa gerek. Çünkü sıvılar gibi birey de uyarıcı-tepki ilişkisi ile bulunduğu çevrenin şeklini alabilmektedir. Bu yönü ile davranışçı kuramlar bireyin öznelliğini önemsememektedirler. İnsan basit bir biyolojik şartlanma makinesi gibidir.

8-         Aynı çevrede yaşayan İnsanlar benzer uyarıcılara benzer tepkiler verirler. Davranışçı kuramın kurucularından J. Watson der ki “Bana 0-1 yaşlarında 12 çocuk getirin size isteğiniz tipte insan, toplum oluşturayım”. Nasıl oluşturacak? Davranışçı kuramın temel varsayımı ile şartlanma fabrikası kuracak, benzer uyarıcılar vererek benzer tepkiler veren insanlar oluşturacak.

 

Davranışçı Kuramın Öğrenme Yolları

Klasik (Tepkisel) Şartlanma / Koşullanma Öğrenmesi (I. Pavlov)

Edimsel Şartlanma-Koşullanma Öğrenmesi (Skinner)

 

a-     Klasik Koşullanma

İvan Pavlov, daha sonra "koşullanmış refleks" adını vereceği, alışkanlığa bağlı davranışlar üzerinde çalışmalar yaptı. Sindirim sistemi üzerindeki çalışmalarında olduğu gibi, bu çalışmasında da denek (kobay) olarak köpekleri kullanmıştır. Birçoğumuz apansız şimşek çaktığında ya da beklenmedik bir çığlık duyduğumuzda yerimizden sıçrarız. Bu davranış bir tehlike karşısında olduğumuz düşüncesinden doğmamakta, doğrudan oluşmaktadır. Düşünmek için zaman da yoktur zaten. Karanlıktan aydınlığa çıktığımızda gözlerimiz, elimizde olmadan kamaşır; sert bir hareketle yüz yüze geldiğimizde irkiliriz. Nefes borumuza küçük bir yemek kırıntısı kaçtığında öksürmeye, üşüdüğümüzde titremeye başlarız. İrade dışı oluşan bu tür davranışlara refleks denir. Yeni doğan çocuğun ağlaması tipik bir reflekstir, herhangi bir öğrenme ya da koşullanma gerektirmez. Refleks, insana özgü bir davranış değildir, tüm canlıklarda görülen doğal bir tepkidir.

Klasik (Tepkisel) Şartlanma/Koşullanma Öğrenmesi

Psikolojide ve davranışçı yaklaşımda önemli bir yere sahip olan Pavlov ünlü bir Rus fizyoloğudur. Hayvanların salyaları üzerine çalışan Pavlov bir gün hayvan bakıcılarının ayak seslerini duyduklarında köpeklerin salya vermeye başladıklarını fark etmiştir. Bunun üzerine Palov hayvanların başlangıçta hiç tanımadıkları yapay bir uyarıcıya tepkide bulunmuş olduklarını keşfeder ve meşhur klasik koşullanma kuramını geliştirir. Pavlov, doğada doğal olarak bulunan uyarıcı-tepki bağlarını koşullanma yolu ile yapay uyarıcılarda kullanmıştır. Pavlov, psikoloji üzerine yaptığı bu çalışmalarla 1904 yılında Nobel Ödülü almıştır (Yeşilyaprak, 2005).

pavlov deneyi 

Yaptığı deneyde Pavlov köpeğe başlangıçta zil sesi vermiş ve beklendiği gibi köpek zil sesine karşı herhangi bir tepki vermemiştir. Bunun üzerine Pavlov zil sesine nötr uyarıcı ismini vermiştir. Daha sonra ise zil sesinin ardından et vermiş ve bu işlemi bir süre tekrarlamıştır. Bu koşulda et doğal-şartsız (koşulsuz) uyarıcıdır. Çünkü ete tepki vermek doğal bir durumdur, ete tepki vermek için herhangi bir şarta gerek yoktur. Ete karşı şartsız tepki olarak salya veren köpek, et ve zil eşlemesinin belli bir süre yapılması sonunda sadece zil sesi verildiği halde salya tepkisi vermiş ve böylece köpek başlangıçta hiç tanımadığı ve hiçbir tepki vermediği zil sesine tepki vermeyi klasik koşullanma yolu ile öğrenmiş olmaktadır ve artık zil sesi bir şartlı-koşullu uyarıcı halini almıştır.

Bu durumda bu deneysel süreçteki temel kavramlar şunlardır:

Nötr Uyarıcı: Organizmanın hiç tanımadığı herhangi tepki vermediği uyarıcıdır. Pavlov’un deneyinde deney öncesi aşamadaki zil.

Doğal-Şartsız (Koşulsuz) Uyarıcı: Organizmanın doğal olarak tepkide bulunduğu uyarıcı (ET).

Doğal-Şartsız (Koşulsuz) Tepki: Organizmanın şatsız uyarıcıya karşı verdiği tepkidir. Pavlov’un köpeğinin ete karşı verdiği tepkidir.

Şartlı-Koşullu Uyarıcı: Koşullanma yolu ile organizmanın sonradan tepkide bulunmayı öğrendiği uyarıcıdır. Pavlov’un deneyinde deney sonrası aşamasındaki zil.

Şartlı-Koşullu Tepki: Organizmanın şartlı uyarıcıya karşı gösterdiği tepkidir. Pavlov’un deneyinde deney sonrası aşamasındaki zil sesine köpeğin verdiği tepkidir.

Pavlov’un deneyinin üç aşaması vardır, şimdi bu aşamaları bir şema ile gösterelim.

 

 

Deneyi özetlemek gerekir ise başlangıçta nötr olan uyarıcı koşullanma yolu ile şartlı uyarıcıya dönüştürme sürecine klasik koşullanma denebilir.

Pavlov’un deneyinden de anlaşıldığı gibi klasik koşullanmanın oluşması için aşağıdaki koşulların yerine gelmesi gerekmektedir.

*         Şartsız uyarıcı, doğal bir uyarıcı olmalıdır.

*         Şartsız uyarıcı ile şartsız tepki arasında bir bağ olmalıdır.

*         Şartsız uyarı ile nötr-yapay uyarıcı bitişik verilerek eşleştirilmelidir.

*         Uyarıcı-tepki bağı oluşmalı

Anlaşılıdğı üzere insanlar da bazı davranışları klasik koşullanma yolu ile öğrenirler.

 

 

 

 

 

Klasik koşullanma genelde otonom sinir sistemine bağlı, içgüdü, refleks ve duyusal alan davranışlarının öğrenilmesinde kullanılmaktadır. Kalsik koşullama deneyleri psikoloji alanyazınına bazı kavramlarda kazandırmıştır. Bu kavramlardan en önemlileri şunlardır:

Sönme: Klasik şartlanma bir süre zil ile etin birlikte verilmesi sonucunda gerçekleşir. Bir süre sonra zil çalınır ve et verilmezse ve salya tepkisi alınırsa, öğrenmenin gerçekleştiği sonucuna varılır. Bu durum birkaç kez tekrarlanırsa, yani et verilmeden zil çalınmaya devam edilirse, bir süre sonra artık köpek salya salgılamaz olur. Bu olaya sönme adı verilir. Başka bir ifadeyle “pekiştirilmeyen tepkiler, sönmeye yüz tutar”.

 

 

Kendiliğinden Geri Gelme: Koşullanma öğrenmesinde sönme oluştuktan sonra organizmanın beklenmedik bir anda koşullu uyarıcıya kendiliğinden yeniden tepki vermesi durumuna denir. Sönme, tepkinin tamamen yok olması anlamına gelmez çünkü mutlak unutma yoktur. Bu sadece uyarıcı tepki bağının kopması durumudur.

Dolayısı ile de tepkinin geri gelmesi mümkündür, ancak kısa sürebilir. Örneğin Pavlov deneyini tamamladıktan sonra et verilmemesinden dolayı zil sesine tepki vermeyen köpeğin bir ara okulun önünden geçerken duyduğu zil sesine salya tepkisi vermesi. Artık tavşandan korkmayan Albert’in bir gün hayvanat bahçesinde tavşan görünce yeniden korkması.

 

Bitişiklik: Koşullanma sürecinde, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların verilme zamanının birbirine yakın olması önem taşımaktadır. Koşullu ve koşulsuz uyarıcının ard arda verilmesi durumuna bitişiklik adı verilmektedir (Senemoğlu, 2000). Pavlov’un deneyinde eğer zil sesinden hemen sonra et verilmeseydi, yani et ile zil sesi arasındaki zaman uzun olsaydı bitişiklik olmasaydı koşullanma öğrenmesi de olmayacaktı. Bu nedenle bitişiklik koşullanma öğrenmesinde önkoşuldur.

Koşullu ve koşulsuz uyarıcıların verilme zamanı birbirine çok yakın olmalıdır.

 uyaricilarin-verilme-zamanlari

 

Habercilik: Koşullanma öğrenmesinde nötr uyarıcının (zil) koşulsuz uyarıcının (et)geleceğini haber vermesi durumudur. Nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasındaki zaman farkı 30 saniyeden fazla olamaz. Habercilik bitişiklik ilkesi ile birlikte işler. Koşullanma öğrenmesinde zil ve et bitişikliği yani peş peşe verilmesi biri süre sonra zil çaldığında daha et verilmeden et’in geleceğini haber vermesidir.

 

Pekiştirme: Koşullanma öğrenmesinde istenen tepkinin ortaya çıkmasını ve tekrarını sağlamak için hoşa giden, ödül yerine geçen uyarıcının organizmaya verilmesi veya davranışın iyice yerleşmesi için bol miktarda tekrar yapma durumudur.

 

Pekiştireç: Koşullanma öğrenmesinde pekiştirme eylemi için kullanılan ve ödül yerine geçen ve organizmanın hoşuna giden olumlu etki uyandıran uyarıcıya pekiştireç denir.

 

Genelleme: Koşullanma öğrenmesinde organizmanın koşullu uyarıcıya benzeyen diğer uyarıcılara da aynı tepkiyi vermesidir. Pavlov’un deneyinde zil sesine salya tepkisi vermeyi öğrenen köpeğin zil sesine benzeyen çan, çıngırak ve kaval sesine de ayını salya tepkisi vermesi. Beyaz tüylü tavşandan korkan Albert’in beyaz tüylü kedi, fare ve köpekten de korkması. İğne vurulduğunda beyaz önlüklü doktordan korkan Küçük Ömer’in beyaz önlüklü öğretmen, aşçı ve temizlikçiden de korkması.

 

Ayırt Etme: Koşullanma öğrenmesinde genelleme oluştuktan sonra organizmanın koşullu uyarcıya benzeyen diğer uyarıcılara değil de sadece ilgili uyarıcıya tepki vermesi durumuna ayırt etme denir. Ayırt etme benzer uyarıcılar arasındaki ayrımı fark etmektir. Bu anlamda ayırt etme genellemenin tersidir. Organizmanın koşullanma sürecinde kullanılan koşullu uyarıcıyı diğerlerinden ayırt ederek tepkide bulunmasıdır. Ayırt etme genelleme sonucunda olur. Örneğin

 

Pavlov’un köpeğinin zil sesine benzeyen diğer seslere değil de sadece zil sesine tepki vermesi. Böylece köpek zil sesi ile çıngırak, çan sesini ayırt etmeyi öğrenmiş olmaktadır. Albert’in beyaz tüylü kedi ve köpekten değil, sadece tavşandan korkması. Çocuğun beyaz önlüklü kişilerin içerisinde sadece elinde iğne bulunan kişiden korkması diğerlerinden korkmaması durumu ayırt etmedir.

Ayırt etme, organizmanın benzer uyarıcıları birbirinden ayırt etmesi ve birine gösterdiği tepkiyi diğerine göstermemesi olarak da ifade edilir. Başlangıçta tüm yiyeceklere mama diyen bebeğin sonraları ekmek, süt ve çorba demeyi öğrenmesi durumudur. Meyvelere elma diyen çocuğun sonraları sadece elmaya elma deyip diğerlerini ismi ile fark etmesi.

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.biyolojidersim.com/davranisci-ogrenme-kuramlari/

Görüş ve eleştirilerinize en kısa zamanda cevap verilecektir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.