14. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar ortaya çıkan akımlar; 4-REALİZM

 

14. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar ortaya çıkan akımlar şunlardır:

4- REALİZM

Realizm, 19. yüzyılın ikinci yarısında Roman­tizme tepki olarak doğmuştur. Bu akım, gerçeği olduğu gibi anlatmayı ilke edinmiştir.

19. yüzyılda deneysel bilimler alabildiğine gelişmiştir. Bu dönemde bilim, insan yaşamına uygulanmış, yaşam çok kolaylaşmış; bilim adam­ları toplum katında büyük değer kazanmışlardır. Bir başka deyişle yaşam gerçeğinin algılanmasın­da ve sorunların çözümünde bilimsel ilkelerden hareket edilmiştir. Aynı dönemde ortaya çıkan August Comte’un pozitivizm (olguculuk) felsefesi, edebiyatta Realizmin doğmasına yol açmıştır. Pozitivizm, doğadaki olayları metafizik düşünce­ler yerine bilimsel gözlem ve deneylerle açıklama­ya çalışan, neden-sonuç ilkesine önem veren bir felsefe akımıdır.

"Olayları gözleyerek onları yöneten yasaları bulma" yöntemi toplumsal olaylara, bu arada edebiyata da uygulanmış, bundan da Realizm akımı doğmuştur.

Romantiklerle çağdaş olan Balzac, Stend-hal, Merimee gibi sanatçılar realist akımın müjde­cisi ve hazırlayıcıları olmuş, bu akım Gustave Fla-ubert’in "Madame Bovary" romanını yayımlama­sı ile kesin biçimini almıştır. G. Flaubert, realist akımın kuramcısı sayılmaktadır.

a.  Realizmin Özellikleri:

1.       Realizm, duyguya ve hayale geniş yer veren Romantizme bir tepkidir. Bu akımda gözlem
ve araştırma ön plana çıkmıştır.

2.       Realist yazarların çoğu anket yöntemiyle bil­gi toplamışlar,  gözlemlerini günlük olarak
kaydetmişler, sonra da bunları eserlerinde malzeme olarak kullanmışlardır (Bu özellik
natüralist yazarlarda da vardır).

3.       Realizmde gerçekler olduğu gibi yansıtılmış; sanatçılar eserlerine kişiliklerini (duygularını) katmamış,  nesnel davranmışlardır.  Realist sanatçı, bir bilim adamı gibi davranmıştır.

4.       Realist eserlerde olağanüstü kişi ya da olay­lara yer verilmemiş günlük yaşamda görülen ya da görülebilecek olaylar anlatılmış, "fo­toğrafçı gerçekçilik" anlayışı benimsenmiştir.

5.       Realist eserlerde insan yaşadığı çevre içinde ele alınmış, kişiliğin oluşmasında çevresel koşullara dikkat çekilmiş ve eserlerde çevre betimlemeleri kahramanların psikolojilerini
yansıtmak amacıyla yapılmıştır.

6.       Romantik eserlerde betimlemeler süs olsun diye yapılıyordu. Realizmde ise betimlemeler
kişilerin iç ve dış yapılarını etkileyen bir öğe olarak düşünülmüştür. Betimlemelerde aşırı­ lığa kaçılmamıştır.

7.       Realist eserlerde üslubun açık, sağlam, yap­macıksız, söz sanatlarından uzak olmasına
önem verilmiş;   biçimsel güzelliğe dikkat edilmiş, "sanat için sanat" ilkesi benimsen­miştir.

8.       Realist yazarlar insan – toplum ilişkisini kuru denilecek denli, yalın bir anlatımla vermişler;
insanı toplumsal çevresi içinde anlatmışlar­dır.

9.       Realizmde en çok gelişen iki tür roman ve öyküdür. Diğer türler ikinci planda kalmıştır.

10.   Realist yöntemle yazılan şiir akımına "Parnasizm" adı verilmiştir.

b. Realizmin Önemli Sanatçıları

*   Honore De Balzac      roman, öykü, tiyatro

*   Stendhal          roman

*   Gustave Flauberte       roman

*   Dostoyevski    roman

*   Tolstoy roman

*   A. Çehov         öykü, tiyatro

*   M. Gorki         roman

*   Daniel De Foe    roman

*   Charles Dickens          roman

*   Emest Hemingway     roman, öykü

*   Jack London   roman

*   Mark Twain     roman

c.  Realizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri:

*   Recaizâde Mahmut Ekrem     roman

*   Samipaşazâde Sezai    roman, öykü

*   Halit Ziya Uşaklıgil    roman

*   Mehmet Rauf  roman

*   Refik Halit Karay       roman

*   Yakup Kadri Karaosmanoğlu roman

*   Halide Edip Adıvar    roman

 

 

 

 

 

SUÇ VE CEZA dan

(Raskolnikoff, zeki ve yetenekli bir gençtir. Yoksulluk yüzünden üniversiteyi bırakır. Ailesine iyi bir gelecek sağlayabilmek amacıyla tefecilik yapan yaşlı bir kadını öldürmeyi ve parasını almayı karar­laştırır. Kadını baltayla öldürür, paralarını alır, fakat aldığı paralan harcayamaz; vicdan azabıyla kıvranır. Aşağıdaki parçada tefeci kadının öldürülüşü anlatıl­maktadır.)

"Delikanlının kaybedecek bir dakikası bile yoktu. Baltayı paltosunun altından çekip çıkardı, iki eliyle kavra­yarak havaya kaldırdı. Bunu yumuşak bir hareketle, he­men hemen makine gibi yapmıştı, çünkü takati kalma­mıştı; baltayı kocakarının başına indirdi. Vurur vurmaz fi­zik kuvveti yerine geldi.

Aliena Ivanova’nın her vakitki gibi başı açıktı. Ağarmağa başlamış seyrek ve her zamanki gibi yağlan­mış saçları, sıçan kuyruğu denen biçimde, ince bir örgü olarak toplanmış, ensesine bir fildişi tarakla tutturulmuş­tu. Balta tam tepeye inmişti; bu da zavallının kısa bo­yundan böyle olmuştu. Duyulur duyulmaz derecede ha­fif bir feryat kopardı, birdenbire parkenin üzerine yıkıldı; iki elini başına doğru götürecek kuvveti kendinde bul­muştu. Ellerinden birinde hep "rehin"i tutuyordu. O za­man, kolu bütün kuvvetini bulmuş olan Raskolnikoff, baltayı iki defa daha tefeci kadının tepesine indirdi. Kan, kuvvetle fışkırdı, gövde de ağırca yere düştü. Düşme sı­rasında delikanlı geri çekilmişti. Kocakarının döşeme üs­tünde hareketsiz uzandığını görür görmez ona doğru yüzünü uzattı; kadın ölmüştü! Son derece açılmış gözleri sanki göz evinden fırlamak istiyordu; can çekişme sar­sıntıları yüzünü buruşturmuştu.

Katil baltayı döşemenin üstüne koydu, hemen ora­cıkta ölünün üstünü başını yoklamaya başladı; kan leke­leri olmasın diye son derece dikkat ediyordu. Son geli­şinde, Aliena Ivanovna’nın anahtarlarını elbisesinin sağ cebinde aradığını görmüş olduğunu hatırladı. Delikanlı artık bütün aklını toparlamıştı; ne şaşırdı ne başı döndü, fakat elleri titreyip duruyordu. Daha sonraları, kirlenme­mek için bütün ihtimamı gösterdiğini hatırladı… Anah­tarları bulmak çok sürmedi; evvelsi günkü gibi hepsi bir çelik halkaya geçirilmişti.

Anahtarları ele geçirdikten sonra Raskolnikoff he­men yatak odasına geçti. Bu oda çok küçüktü; odanın bir köşesinde kutsal tasvirler dolu büyük bir camlı dolap görünüyordu. Öbür köşede tertemiz, yün astarlı yorgan örtülmüş çok geniş yataklık bulunuyordu. Duvarın üçün­cü köşesine bir komodin dayatılmıştı. Garip şey! Deli­kanlı bunu tam açacağı sırada, anahtarları kullanmaya başladığı anda, bütün vücudunu dolaşan bir ürperme geçirdi. Hemen yaptığından vazgeçip oradan gitmek fik­rine kapılıverdi, fakat bu geçici istek ancak bir saniye sürdü; gitmek için artık vakit geçmişti. Hatta bunu düşü­nebildiğine gülüyordu. Derken dehşetli surette tedirgin­lik duydu: ya kocakarı ölmemiş ise… Eğer kendine gel­miş ise? Anahtarları ve komodini orada bırakarak hemen ölünün yanına seğirtti; baltayı yakaladı, kurbanına bir ke­re daha vurmaya hazırlandı; fakat kaldırmış olduğu balta savrulmadı. Aliena ivanovna muhakkak ölmüştü. Yeniden, daha yakından gözden geçirmek için ona eğilen Raskolnikoff kafasının parçalanmış olduğunu gördü. Dö­şeme üzerinde kan göllenmişti. Kocakarının boynunda bir kordon gören delikanlı, onu kuvvetle çekti, fakat kanlı kordon kuvvetliydi, bir türlü kopmadı.

Katil o zaman onu vücut boyunca kaydırarak çıkar­mak istedi. Bu ikinci işi de beceremedi; kordon bir şeye takılmış, bir türlü çıkmıyordu. Sabırsızlanan Raskolnikoff baltaya sarıldı, ölüye vurup şu melun şeridi de ikiye ayır­mak istiyordu; ama bu vahşiliğe cesaret edemedi. So­nunda iki dakikalık, ellerini kana bulayan uğraşmadan sonra, kordonu baltanın keskin ağzıyla, ölüye bir zarar vermeden ikiye ayırabildi. Düşündüğü gibi, kocakarının boynunda taşıdığı bir para kesesi idi…

(Dostoyevski, Suç ve Ceza’dan)


 

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://www.biyolojidersim.com/14-yuzyildan-20-yuzyila-kadar-ortaya-cikan-akimlar-4-realizm/

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
%d blogcu bunu beğendi: